rusya, vizeler, kırım sorunu ve babam

“galiba bu ruslardan kurtulamayacağım, baksana nereye gitsem oraya geliyorlar” dedi gülerek telefonda. neşeli görünmeye çalışıyordu ama aslında üzülüyordu. tek avuntusu rusya’dan gelirken yanında getirdiği, rus plakalı eski bmw’sini her üç ayda bir 1000 km yaparak sınırdan geçirme zahmetine artık gerek kalmamasıydı. o telefonda bunları biraz da beni rahatlatmak için söylerken ben, çin’in jinin eyaletinde bulunan changchun şehrinin ucra bi köşesinde yiyecek bişeyler arıyordum.

babamdan bahsediyorum. 2000’li yılların başında ülkemizi vuran deprem ve krizler, üzerine istanbul’un çekilmez trafiği ve keşmekeşi onu farklı mecralar aramaya itmişti. o zamanlar kişiliğine ve yetiştiği çevreye çok aykırı ve radikal gelen bir karar alarak herşeyi bırakıp rusya’ya taşınmaya karar karar verdi. ailece rusya’ya gidip herşeye yeniden başlayacaktık.

başlarda güzel giden herşey zamanla bozuldu. rusya’ya yerleştiğimizde saçında beyaz tel olmayan babam, 7 senelik rusya serüveninin sonunda ağır bürokrasinin, fsb dolayısıyla yaşadığımız baskıların, mağazamıza dadanan hırsızların, çat kapı gelen ve her daim kendilerini görmemizi(!) isteyen maliyecilerin, birbirinin kuyusunu kazan türklerin etkisiyle bütün saçlarını ağırtmıştı. üzerine -30 / -40 düzleminde geçen rus soğuğu yüzünden önce bronşite yakalanmış, daha sonra hastalığın zatürreye dönmesiyle ölümün kıyısından dönmüştü. (şeker hastalarında zatürre ölümcül olabiliyor.)

rusya’nın türlü bölgelerinde gittiğimiz doktorların ortak görüşü babamın artık sıcak bir iklimde ve farklı bir şehirde yaşamasının kendisi açısından daha iyi olacağıydı. işte böyle başladı kırım serüvenimiz. doktorların önerileri üzerine kendince araştırmalar yapan babamın türkiye’ye dönmeye niyeti yoktu. seçimi ise sovyetler birliği döneminde devlet başkanlarının yazlarını geçirmek için geldiği, sovyet coğrafyasının bodrum’u diyebileceğimiz kırım olmuştu. fizibilite için gittiğimiz şehirler arasında babamın en çok ısındığı yer karadeniz’e kıyısı olan bu bölgeydi ve 50’li yaşlara artık merdiven dayıyan babam, rusya’nın her bakımdan ağır şartlarını artık taşıyamıyordu.

tekrar herşeyi geride bırakma vakti, tıpkı 7 sene önce türkiye’den rusya’ya taşınırken olduğu gibi. iş, arkadaşlar, çevre, ev, kazan’da bulunan türk konsolosluğunun neşeli ve matrak çalışanları… sanırım rusya’dan kırım’a göç ederken bunları özleyeceğimizi babam hiç düşünmemişti. iklimi sıcak, insanları daha samimi olan kırım ukrayna’ya bağlıydı ve babamın bütün bürokrasiye sıfırdan başlaması gerekiyordu. ev bulmak, oturum almak, tekrar mağaza açmak, çalışan bulmak ve tabi ki bana okul bulmak… o kadar cesurdu ki, çat pat rusçasıyla bile herşeyinden üzerinden gelebileceğinden çok emindi.

rusya serüvenine paralel olarak kırım’da da başlangıçta herşey çok güzeldi. üstelik ukrayna, rusya’da yaşadığımız yere göre daha gelişmiş görünüyordu. uzun etmiyeyim, yıllar birbirini kovaladı. iyi başlayan kırım serüveni yıllar geçtikçe boka sardı. rusya’da babamın yakasına yapışan ağır bürokrasi burada da aşağı yukarı aynıydı. ufacık bir işi yapmamak için türlü bahaneler üreten devlet memurlarına rüşvet vermek sadece günü kurtarmak oluyor, bi sonraki dönemeçte rüşvet vermeyi de zorunlu hale getiriyordu. sonunda ne oldu? babamın başına gelmeyen kalmadı. senelerce 4 seviyesinde seyreden dolar/grivna kuru 8 oldu. sonra 12, sonra 15, sonra 20. dolarla mal alıp grivnayla satan babam iki büklüm oldu. üzerine pasaportu çalındı, defalarca gümrüklerde malları takıldı, saflığından ötürü hırsızlara ve dolandırıcılara çarpıldı, yıllarca tadilat yapıp düzenli müşteriler edindiği mağazadan kirasını günü gününe ve kontrata uygun ödemesine rağmen başkası daha iyi para veriyor diye atıldı. yılmadı, yeniden başladı, yine aynı şeyleri yaşadı.

şubat 2014’e geldiğimizde çok ümitliydi. ukrayna vatandaşlığını almasına bikaç ay kalmıştı ve artık oturumu uzatmak için kuyruklarda beklemek, başkasının adına şirket açmak gibi safralardan kurtulmak üzereydi. arabasını da ukrayna plakasına çevirecekti. yeni bir mağazası vardı. önümüz yazdı, mayısa üç ay kalmıştı ve kırım’da iş yaptığımız tek mevsimdi bu. rusya’dan, polonya’dan ve ukrayna’nın her yerinden yüz binlerce turist gelecekti. herşey hazırdı. ta ki euromeydan olayları başlayana kadar.

kiev’de başlayan euromeydan gösterileri rus yanlısı iktidarı ve dönemin cumhurbaşkanını hedef alıyordu. ukraynaca bile bilmeden ukrayna cumhurbaşkanı olan bu adamı ukrayna’nın batısı zaten hiç sahiplenememişti. üzerine cumhurbaşkanının avrupa birliği’yle uyum yasalarını veto edip rusya’ya daha çok yaklaşması özellikle batı ukraynalı milliyetçileri iyice rahatsız etmiş ve avrupa birliği hayaliyle tutuşan gençleri sokağa dökmüştü.

kiev’de yer yerinden oynarken kırım’da euromeydan’ın hiçbir emaresi yoktu. etnik olarak kendilerini rus sayan kırım halkı olaylarla pek ilgilenmiyordu. her daim sevgi gösterilerinde bulundukları, sivastopol’de demirlemiş rus filosunun bu çapulcuları(!) kırım’a sokmayacaklarından çok eminlerdi. zaten turuncu devrim de bile tek bir ukrayna bayrağının asılmadığı bi yerdi kırım.

ukrayna’da yaşanan bu karışıklık ve dönemin cumhurbaşkanı yanukoviç’in rusya’ya iltica etmesine rağmen protestocuların sakinleşmemesi rusya’ya yıllardır aradığı ortamı sağladı. ukrayna’dan parayla kiraladıkları ve rusya için hayati önem taşıyan askeri üslerine de ev sahipliği yapan kırım artık rusya’ya bağlanmalıydı. zaten 500 yıl rusya himayesinde bulunmuş bu topraklar sovyetler döneminde birliğin bi gün dağılabileceği hesap edilmeden ukrayna’ya karşılıksız hediye edilmiş, sovyetler dağılırken rivayete göre boris yeltsin’in alkolü fazla kaçırıp unutkanlığına denk gelmesi sonucu ukrayna’da kalmıştı. ayrıca euromeydan’dan sonra yönetimi ele alacağı gün gibi ortada olan ukraynalı milliyetçiler rus donanmasının geleceğini de sabote edebilirdi.

bakmayın siz putin’in sürekli kırım’a gidip halka şirin gözükmesine, rusya’nın gözünde kırım halkının zerre önemi olmadığına bahse girerim. bu işe kalkışırken muhtemelen tek dertleri karadeniz’de bulunan kendilerince en önemli üslerini güvence altına almaktı.

önce kıytırık bir referandum, ardından putin’in jet hızıyla imzaladığı kararname. daha sonra tüm yaz boyunca yapılan kutlamalar… 50 yıl ukraynalı olarak yaşayan ve ukrayna’nın ekmeğini yiyenler tek mermi atmadan, güle oynaya ülke değiştirmiş; yaşamına ukrayna’da devam etmeyi seçenleri ise teneke bağlayarak kırım’dan göndermişti. kırım’da zaten rusya yanlısı bir sonucun çıkması kaçınılmazdı ama acaba tek sebep vatan sevgisi miydi? yoksa rusya’da asgari ücretlerin o günün kuruyla ukrayna’da ödenen asgari ücretten 4 kat fazla olması mı? tamamen duygusal bence ama burasını çok kurcalamıyorum. yetiştiğim, ekmeğini yediğim toprakların insanlarına saygısızlık yapacak cüreti kendimde görmüyorum çünkü.

halk kutlamalar yaparken tüm bu olanların dışında olan babam ne yapıyordu? yaz gelmişti ama hiç turist yoktu. yıllar önce soğuğundan ve bürokrasisinden kaçtığımız rusya gelip yine babamı bulmuştu. kadere bak. düşünsene, x ülkesinden bıkmışsın. tası tarağı toplayıp y ülkesine gidiyorsun ama x ülkesi gelip y ülkesinin senin yaşadığın kısmını ilhak ediyor. böyle bişey kaç kişinin başına gelebilir?

vatandaşlığına bir ay kalan babam bütün prosedüre tekrar başlamak zorundaydı ama artık takati yoktu. kendince hiç hata yapmadığı halde hep tekrar başlamak zorunda kalmıştı. artık 60’lı yaşlarına gelmişti. ne kumar oynamış, ne vergi kaçırmış, ne gece hayatına bağımlı olmuş, ne kimseyi dolandırmaya çalışmıştı ama yine kaybetmişti. tıpkı yıllar önce ecevit ile sezer’in yaşadığı anayasa krizinden bi gece önce alacaklıyken sabah kalktığında 3 katı borçlu olduğu gibi.

lafı çok uzattım ve konuyu dağıttım, farkındayım. 24 kasım’dan itibaren rusya ile yaşadığımız uçak krizi bir türk bankasının moskova şubesinde işe başlamak için gün sayan benim 5 yıllık planlarımın sonu ve sanırım babamın yurtdışı serüvenine koyulan nokta oldu. putin’in türkiye için açıkladığı yaptırımlar arasında bana göre en ağır olanı rusya ile vizelerin tekrar uygulamaya girmesi ve türk işçi alımının yasaklanması.

olayla birlikte devlet adamlarının karşılıklı sidik yarıştıran açıklamalarından sonra kırım’da ki evimize rus gizli servisi defalarca gelmiş. sadece bize değil, kırım’da iş yapan tüm türklerin hanelerine baskın düzenleyip bazılarını keyfi deport etmişler. içlerinden insaflı olanlar ise türk esnafa iş yerlerini bir an önce kapatıp türkiye’ye dönmelerini tavsiye etmiş.

oturumum olmasına rağmen krizden sonra babama yardımcı olmak için bi rusya’ya gitmeye yeltendim. trenle moskova’ya giderken kharkiv-belgorod sınır kapısında durduruldum ve trenden indirilip gözaltına alındım. 8 saat sonra pasaport kontrol işlemlerimin bitmesiyle ancak yola devam edebildim ki rusça’ya ana dilim olan türkçe’den daha fazla hakimim.

moskova’da karşılaştıklarım çok daha yürek burkan cinsten. türk lokantalarının çoğu geçici bi süre kepenk kapatmış. türk işçiler dışarı çıkmaya çekiniyor, öğrenciler okula gitmekten korkuyor. konsolosluğa saldırılar… havalimanında girişine izin verilmediği için eşine, çocuklarına camın arkasından el sallayanlar… şuan rusya’nın bütün gümrüklerinde oturumu olsa dahi türk vatandaşlarının %80’i geri gönderiliyor, gönderilmeden önce ise psikolojik işkenceye maruz bırakılıyor, canlı şahit oldum.

babama ne oldu? krizin patladığı gün alelacele türkiye’ye dönen babam geçen hafta rusya’ya tekrar gitmeyi düşünüyordu. bagajını check-in’e verip pasaport kontrolden geçmiş olmasına rağmen deport edilen türklerle havalimanında karşılaştığı için son dakika kararıyla vazgeçti. olaylarla hiç alakası yoktu, işinde-ekmeğindeydi. onun için ticaret hayatının sonu bu sanırım. 1225 lira emekli maaşıyla hayatını idame ettirebilir mi, kara kara düşünüyor. bütün malımız, mülkümüz orada kaldı. artık yeniden başlayacak gücü olduğunu sanmıyorum. belki benim seyahatlerime katılır, kim bilir.

gelelim sadede…

rusya ile vizelerin tekrar gelmesi gezginler için gerçekten üzücü. coğrafi olarak dünyanın en büyük ülkesi olan rusya’da gezilecek, görülecek o kadar çok şey var ki… trans-siberia hayali kurmamış, st. petersburg’da beyaz geceleri düşünmemiş, vladivostok’tan japonya’ya feribotla geçme planı yapmamış bir gezgin olabilir mi? rus vizesi hadi neyse, alması çok dert değil ama rusya’ya girmesi?

babama baktıkça cesaretim kırılıyor. önceden gözü kapalı atlar, cebimde 5 kuruşla dünyanın her yerine korkmadan giderdim. şimdi biraz daha garantici biri oldum sanırım. sadece şunu söylemek istiyorum, siz siz olun, radikal kararlar almadan önce iyice bir ölçüp biçin. risk almayın demiyorum ama kaldıraçı da göz önüne alın. yabancı ülkede yaşamak herşeye gebe. kim derdi ki rusya ile türkiye savaşın eşiğine gelsin?

bir diğer tavsiyem de rotanız ne olursa olsun, bi süreliğine rusya’ya gitmekten sakının.

sevgiyle kalın, iyi seyahatler.




bu yazıyı paylaş