amerika gezisi ve izlenimlerim

özgürlükler ülkesi amerika birleşik devletleri. rafet el roman’ın tabiriyle macera dolu bir mekan.

ilk amerika’ya gidişim aslında çoğu üniversite öğrencisi gibi 3 kuruş paraya köpek gibi çalışmak için katıldığım work and travel programı sayesinde oldu. daha sonra 7-8 kez daha çeşitli sebeplerle ziyaret etme şansı bulduğum amerika’nın bir gezgin olarak bende yeri çok ayrıdır. dönelim yazıya.

ilk gidişim work and travel ile oldu, evet. bu programı bilmeyenler için kısaca anlatayım. üniversite öğrencileri için olan bu program size amerika’da kısa süreli çalışma imkanı veriyor. program bitimiyle vizeniz de bitiyor ancak 25 gün daha amerika’da kalıp ülkeyi gezebiliyor, amerikan kültürünü tanıyabiliyorsunuz. work and travel programına katılmak için gerekli şartlar üniversite öğrencisi olmak ve not ortalamasının 2.00 üzerinde olması.

program her ne kadar dil öğrenmek için faydalı görünse de asıl amacı amerika’ya mevsimlik ucuz işçi getirmek. bunu öğrencilerden seçmeleri hem genç/dinamik işçiler, hem öğrencilerin çoğunun geri dönecek olması. en kötü şartlarda öğrencinin program sonrası kaçak kalma durumunda dahi nitelikli göçmen alımı. her yönüyle amerika’nın yararına yani.

ilk etap amerikan vizesi mülakatı. seçtiğiniz aracı kurum sizin için evrakları ve vize randevunuzu ayarlıyor zaten. (amerika’da tanıdıklarınız varsa work and travel’a aracı kurum olmadan da katılabilirsiniz, 2000 dolarınız da cebinizde kalır.) bu arada amerika vizesi ile ilgili aklınıza takılan bişey varsa buraya tıklayın. elimizden geldiğince bütün soruları detaylarıyla daha önce cevaplamıştık.

dönelim work and travel için olan vize görüşmesine. mülakat katılan öğrencileri pek zorlamayacak cinsten. “nereye gidiyorsun, ne iş yapacaksın?” sorularına vereceğiniz basit 3-5 ingilizce cümle işinizi görür. gözlemlediğim kadarıyla bu programa katılanların %90’ı vize mülakatını sorunsuz geçiyor. vizeyi cebinize koyduktan sonra yapılması gereken şey pasaportu alana kadar beklemek ve bi uçak bileti alarak amerika’ya ayak basmak. :-)

programı bayağı uzunca anlattık sanırım, gelelim amerika’ya ve sık sorulan sorulara.

içerik:

amerika nasıl bi yer? amerika yaşanacak bir yer mi?

amerika birleşik devletleri ilginç bi yer. dünyanın her yanından göçmenlerin bir araya gelmesiyle oluşan çok büyük bir ülke. eh, tahmin edersiniz bu kadar büyük bir coğrafyada her tür insan bulunabiliyor. her gelen göçmen kendi kültürüne dair bişeyler getirmiş, ortaya çok büyük bir mozaik çıkmış.

bi köşede türkler mangal partisi yaparken 2 blok ötede ugandalılar resmi bayramlarını kutluyor olabilir. sokaklarda asyalısından siyahisine, hispaniğinden melezine türlü farklı ırklardan insanlara rastlıyorsunuz. ilginçtir, çoğu eyalette her ırk tabir-i caizse koloni haline gelmiş. (örnek: çin mahalleleri, yahudi mahalleleri vs.) bunun getirisi olarak amerika’da yıllardır yaşayıp ingilizce bilmeyen, sadece mahalle sakinleriyle kendi ana dilinde anlaşan insanlar bile var. küçük eyaletlerde insanlar müstakil evlerde yaşıyor, büyük şehirlerde ise apartman daireleri.

amerika gezisi, çin mahallesi

(new york’ta bulunan çin mahallesi)

24 saat açık spor salonları, marketler, fast-food restaurantları çok yaygın. nerede olursanız olun aradığınız herşeyi bulabilirsiniz.

benim garipsediğim şeylerden biri amerika’da insanlar bankadan bağımsız kendilerine ait atm(para çekme makinesi) sahibi olabiliyor. misal, restaurant sahibisiniz. kendi başınıza bi atm satın alıp restaurantınıza koyabilir, her kullanandan 2-3$ dolayında komisyon alabilirsiniz.

amerika’da marketten içki alma yaşı 21, sigara alma yaşı ise 18. sigara ya da içki alıyorsanız kesinlikle kimlik ya da pasaport göstermeniz gerekli. bunun için pratik bir çözüm de bulmuşlar. 21 yaş üzeri amerikalılara yatay, 21 yaş altına ise dikey kimlik veriyorlar. böylece yaşınızı kontrol eden adam matematik hesapları yapmak zorunda kalmıyor. 21 yaşına giren kişi kimliğini istediği zaman gidip değiştirebilir. bu arada amerika’nın çoğu eyaletinde saat gece 2’den sonra alkol satın almak yasak. buna gece kulüpleri de dahil.

amerika’da en çok ihtiyaç duyacağınız şey ehliyet. eğer ehliyetiniz yoksa gitmeden önce çıkarmanızı öneririm zira amerika’da ehliyet almak o kadar kolay değil. büyük şehirleri saymazsak toplu taşıma olayı gelişmemiş. bunda coğrafyanın büyük olmasının da etkisi var tabi. herkesin iyi ya da kötü bir arabası var. amerika’da ehliyet alma yaşı 16. ilginçtir, konuştuğum bi amerikalının söylediğine göre çocuklar 16 yaşına bastığında aileler doğum günü hediyesi olarak araba alırlarmış. alınan arabanın modeli/markası tamamen ailenin ekonomik durumuna bağlı tabi, öyle porsche falan alındığını düşünmeyin hemen. :blush:

konu taşımadan açıldı, devam edelim. bütün arabalar çok büyük ve otomatik vitesli. büyük olmasının sebebi olası bi kazada daha güvenli olmasıymış. otomatik vites ise şöförün sadece yola odaklanması için. bu kadar tedbire rağmen her yıl trafik kazalarında ölen sayısı ortalama 30.000(kaynak wikipedia)

amerika’da araba kullanmak bir zevk. benzin fiyatları bizden ucuz, yollar harika. yalnız trafik polisleri son derece geniş yetkilerle donatılmış. şayet amerika’da trafik polisi tarafından çevrilirseniz arabanızdan inmeyin. ellerinizi yavaşça direksiyonun üzerine koyun, camınızı açın ve memurun size gelmesini bekleyin. aksi takdirde polisin sizi sorgusuz sualsiz vurma hakkı var. bunun sebebi her yıl yüzlerce polisin trafik çevirmelerinde hayatını kaybetmesi.

amerika’da trafik kuralları ülkemizle aşağı yukarı aynı. hız sınırlarına riayet ettiğiniz sürece çevirme pek olmuyor. en büyük suç alkollü araç kullanmak veya arabanıza ait bir sigortanızın olmaması. motor kullanıyorsanız kask takmanız kesinlikle zorunlu, başınıza çok büyük işler alabilirsiniz. bizim bir makedon arkadaş kask takmadığı için mahkemeye çıkmış ve 500$ ceza almıştı. aman diyeyim, bu konulara dikkat. önce insan! :blush:

büyük eyalet ve şehirlerde ise toplu taşıma gayet gelişmiş. new york’un her yerine giden otobüs ve trenler 24 saat boyunca çalışıyor mesela. toplu taşıma avrupa ülkelerine göre çok daha ucuz. tam hatırlamıyorum ama new york’un en uç noktasına kadar 30-35 dakikada giden trenin fiyatı 2$ civarıydı.(aynı tren almanya’da 2 euro 60 cent)

insanların tembel olmasından mütevellit rahat bir ülke, herşey konfor üzerine dizayn edilmiş. araba için kurulan atm’lerden, arabayla girebildiğiniz alışveriş merkezlerine kadar. insanlar kıçlarını kaldırmayı pek sevmiyor anlayacağınız.

amerika gezisi, new york times meydanı

(new york’ta bulunan times meydanı)

amerikalılar nasıl insanlar?

yukarıda son cümlede belirttiğim gibi tembel insanlar. bu tembellik öyle boyutlarda ki insanlar arabadan inip yürümesin diye bankaların araba için özel para çekme makineleri bile var. burada genelleme yapıyorum, muhakkak istisnaları vardır tabi. ancak amerikalıların çoğu çalışmayı sevmiyor. kaytarmak için sürekli bi nedenleri var. işsizlik maaşına hak kazandığı gün işi bırakanları bile gördüm.

üzülerek söylemeliyim, çok benciller. ben merkezciler. bu iyi mi, yoksa kötü mü bilemedim. belki farklı kültürlerin bi getirisidir. bir sorununuzu amerikalıya anlatsanız sadece dinlerler, yardım etmeyi siz sorana kadar teklif etmezler mesela. içki içmeyi pek bilmiyorlar yalnız. bir amerikalıyla dertleşirken demlenmek isterseniz dikkat edin, sapıtabilir. çoğu ağzına içmiyor. uçuk fiyatlara rağmen sigara kullanımı ise gayet yaygın.

çoğu dünyadan bi haber. gündemi pek takip etmiyorlar diyebilirim. bunun sonucu olarak salak-saçma sorulara maruz kalabilirsiniz. rusya’yı küba’nın komşusu sanan, doların dünyanın resmi para birimi olduğunu düşünen insanları gördü bu gözler. amerika dışında ülkelerde olan-biten pek umurlarında değil zaten. bizim ülkemizdeki kahve muhabbetleri ve komplo teorilerini özleyebilirsiniz. :blush:

dünyadan bi haberler diyorum ancak bazı istisnalar da olabiliyor. new york’ta komşum olan 70 yaşındaki sammy teyze linux sürümlerini takip ediyordu. ne kadar uç noktalar varın siz düşünün.

hayvanlara ve hayvan haklarına karşı ekseriyetle duyarlılar. küçük eyaletlerde her evde kedi ve köpek beslendiğini görebilirsiniz. çoğu yerde yabani hayvanlar şehre inebiliyor ve işin ilginç yanı insanlar bunu önemsemiyor. maryland’de yaya yolunun yanından giden geyikler, delaware’de eve kadar giren tavşanlar gördüm.

amerika’da hırsızlık ve kapkaç malesef sürekli olan bi olay. silah temin etmenin çok kolay olduğu söyleniyor, bu durum insanları kolay yoldan para kazanmaya ve suça teşvik ediyor olabilir. ufak-tefek şeyleri saymazsak genelde güvenli bi yer. gece sokaklarda yürüyebilir, bisiklete binebilirsiniz. çok sık polis devriyeleri var. eh, sürekli tehdit altında bi ülke, normaldir. amerikalılar polisleri pek sevmiyor ama bence türk polisinin yanında hepsi bir melek. beni çeviren polisler genelde naziklerdi.

amerikan insanında bulunan genel kanı siyahilerin güvenilir insanlar olmadığı yönünde. benim başımdan bi olay geçmedi, bilemiyorum. tanıdığım bütün siyahiler gayet iyi insanlardı.

amerika gezisi, los angeles manzarası

(los angeles’te bulunan sae enstitüsü’nün kampüsünden bir manzara.)

amerika’da yaşam pahalı mı? amerika’da günlük ihtiyaçlar için ne kadar harcarım?

amerika’da yaşam türkiye’ye göre pahalı ama insanların aldıkları en düşük maaşlar da türkiye standartlarının çok üzerinde. çoğu eyalette asgari ücret 7$/saat ekseninde. yani günde 8 saat çalışan bi adam 56$’ı cebine koyuyor. tabi bu ücrete çalışan insan bulmak çok zor. vergiler her eyalete göre değişik ama genelde %5 civarında.

giderleriniz hayat standartlarınıza bağlı. ben burada ortalama bi insandan örnek vereyim. mevsimlere göre farklılık göstermekle birlikte küçük şehirlerde aylık 300-400$’a ev bulabilirsiniz. büyük şehirlerde ise bu rakam 600-700$’a kadar çıkıyor.

sebze/meyve fiyatları türkiye’ye göre pahalı. eğer kendi yemeğinizi kendiniz yapıyorsanız aylık ortalama 300-350$ masrafınız olacaktır. fast-food restaurantları ucuz ve çoğu 24 saat çalışıyor. fast-food dışında hergün dışarıda yemek biraz tuzlu olabilir.

toplu taşımanın gelişmediğinden yukarıda bahsetmiştim, bununla birlikte taksi fiyatları anormal boyutlarda. zaten küçük şehirlerde taksi bulmak çok zorlu bi olay. eğer küçük bi yere gidiyorsanız ve 1 haftadan uzun kalacaksanız kesinlikle araba kiralamalısınız. günlük 20-30$’a araba kiralayan şirketler var. büyük şehirlerde ise toplu taşıma 24 saat sıkıntısız çalışıyor. benzin fiyatları eyaletlere ve vergi sistemlerine göre değişiklik gösteriyor ama hawaii’yi saymazsak türkiye’den ucuz diyebiliriz.

alışverişe gidiyorsanız doğru ülkedesiniz. her markanın her modelini/ürününü sorunsuz bulabilirsiniz. ayakkabı, giysi, takı, elektronik eşya ülkemize göre çok ucuz ve kaliteli. telefonlar genelde kontratla satılıyor. eğer paket satın alırsanız aylık 20-30$a kendi operatörünüz arasında sınırsız konuşma, mesajlaşma fırsatlarından faydalanabilirsiniz. eğer aranma kaygınız yoksa skype’yi kullanın derim. her yerde bedava wi-fi bulabilirsiniz, skype üzerinden görüşme yapmak gsm şirketlerinden daha hesaplı.

içki ucuz, sigara ise pahalı. en düşük sigara 7-8$ civarında. bunun bi sebebi insanları caydırmakmış, kimsenin pek caydığı yok ama neyse. dışarıda 2$’a içebilediğiniz biralar gece kulüplerinde 5$’dan başlıyor.

tüketici hakları sınırsız gibi bişey. fişinizi atmadığınız sürece aldığınız ürünü çoğu yerde iade edebilir veya değiştirebilirsiniz. navigasyon cihazı alıp 1 ay amerika’yı gezen, sonra da iade edip parasını kuruşu kuruşuna geri alan öğrenciler vardı. daha nelerin fiyatından bahsetmeliyim bilemiyorum, umarım bi fikir sahibi olmuşsunuzdur.

amerika’da iş imkanları neler?

amerika’da iş imkanları geniş bir yelpaze. bu tamamen sizin niteliklerinize bağlı. nitelik aramayan işlerde(garson, bulaşıkçı, golf sahasında temizlik elemanı, otelde bellboyluk vs.) büyük bir eleman açığı var. özellikle büyük şehirlerde her köşede “eleman aranıyor” yazısını görebilirsiniz. yalnız bu tür işlerde kazanacağınız para aşağı-yukarı saatine 8$ civarı olur. bu meblağ da amerika şartlarında en dip fiyat diyebilirim. çoğu firma ek mesai için ücret ödüyor. (misal: saati 8$’a çalışıyorsanız ek mesai için saati 8.5$ dolar alıyorsunuz) kaçak göçmenler genelde nitelik aranmayan işlerde istihdam ediliyor.

nitelikli bir mesleğiniz veya uzman olduğunuz bi alan varsa(doktor, mühendis, oto tamirci vs.) kazanacağınız ücret katlanarak çoğalıyor. yalnız böyle bir işte çalışmak için kesinlikle çalışma iznine, firmaya ve sponsora ihtiyacınız oluyor. belge/detay kısmına bu yazıda girmeyeceğim, belki sonra bunun için ayrı bir yazı yazarım.

eğer ustalık ve tecrübe gerektiren bi sektöre ait bir mesleğiniz varsa (kuaför, oto tamirciliği, marangozluk vs.) kesinlikle amerika’da aç kalmazsınız. amerika’da tanıştığım türk bir oto ustası aylık 20.000$’a yakın kazandığını ve artık sadece canı istediğinde veya hatırlı müşteri olduğunda çalıştığını anlatmıştı da ağzım açık dinlemiştim. yeni nesil amerikalılar bu tip işlere pek ilgi duymuyor, bir nevi küçümsüyor. böyle olunca sektörlerde büyük eleman açıkları meydana geliyor. doğal olarak insanları cezbetmek için yüksek maaşlar teklif ediyorlar.

eğer kendi işinizi kuracak ve ticaret yapacaksanız amerika’da iş yapmak çok zor değil. amerika’da bir firma kurmak için amerika’da olmanıza bile gerek yok, internet üzerinden 200-250$’a hemen bir firma kurabiliyorsunuz. ayrıca amerika’da yatırım yapacak insanlar için amerikan hükümetinin özel programları ve teşvikleri var. takribi 50.000$’lık iş kurmanız durumunda yatırımcı vizesi alabiliyorsunuz. uzun ve zorlu bi süreç ama girişimci insanlar için denemeye değer derim. zira amerika’da her ne kadar kriz de olsa insanlar genel harcamalarından hiçbir zaman kısmıyor.

amerika gezisi, new york türk günü

(new york’ta her yıl düzenlenen türk günü’nden bir kare)

amerikalılar türkiye ve türkler hakkında ne düşünüyor?

burada yine genelleme yaptığımı belirtmek isterim. amerikalılar türkiye hakkında ne biliyorlar? açıkçası hiçbir şey bilmiyorlar. çoğu amerikalı türkiye’nin yerini bile kestiremiyor. bazıları türkiye’yi bir arap ülkesi zannediyor. “okula deveyle mi gidiyordun?” gibi sorulara çokça maruz kalabilirsiniz.

hawaii’de bir otobüs şöförü türk olduğumu öğrenince beni iranlı zannetmiş, uzun süre türkiye ve iran’ın aynı ülke olduğunu iddia etmişti mesela.

türkiye konusunda biraz kafaları karışık. bunda müslüman bir ülke olmamızın etkisi var. genel olarak türklere karşı tutumları iyi. en azından bize meksikalılara baktıkları gözle bakmıyorlar. bunda türk göçmen sayısının diğer ırklara nazaran daha az olmasının da etkisi var sanırım.

sayıları az olmakla birlikte tarih ve gündemle haşır-neşir olan amerikalılar istanbul, izmir gibi büyük şehirlerimizi biliyor. gezi olayları sırasında basında özellikle türkiye’den çok bahsedilmiş. ancak gezi olaylarının arap baharı ile aynı zamana denk gelmesi onları bizim de bir arap ülkesi olduğumuza inandırmış.

türk lokantalarının yaygın olmasından ötürü kebap, baklava, döner gibi yemeklerimizi biliyorlar. aslında çoğunun bildiği şey sadece yemeklerimiz. :blush: her dönerciyi, kebapçıyı aynı ülkeden zannettikleri oluyor, alışın.

peki ya amerikalı kızlar?

önemli bir noktaya geldik. amerika’da kızlar teklif etmiyor, kesinlikle yalan. :blush: bu aslında muallakta kaldığım bi konu. amerikalı kızların geneli fast-food kültürünün de etkisiyle tombiş. kendilerine bakan ve düzenli spor yapanları da mevcut tabi. çok fazla ”açık görüşlüler”, şayet türkiye’de doğup büyüdüyseniz amerikalı kızlar başta size acayip gelebilir, kültürel anlaşmazlıklar yaşayabilirsiniz. düşünce yapıları ve ahlak kuramları türklerle taban tabana zıt. akıllarına estiklerini sonunu düşünmeden yapabiliyorlar. dikkat diyorum.

ırkların karışmasıyla ortaya son derece güzel kızlar da çıkmış. esmer güzeli asyalılar, siyahi melezler. bazılarına insan bakmaya bile kıyamıyor. allah hepsini sahibine bağışlasın diyerek geçelim. :blush:

amerikalı kızlarla tanışmak gayet kolay. ister sosyal ağlardan, ister amerika’da gittiğiniz eğlence mekanlarından istediğiniz kızla rahatça gidip konuşabilirsiniz. çoğu cevap verecektir. sonrası tamamen sizin hitabetinize, davranışlarınıza kalmış. yabancılarla tanışmayı sevdiklerini söyleyebilirim.

amerikalı kızların çoğu erken yaşta anne oluyor. evlilik müessesesi çoğu amerikalı için pek bi anlam ifade etmiyor. çocuk doğduktan sonra ayrılan çoğu çift bi daha hiç görüşmüyormuş, bana garip geldi. çocuğunu aramayan baba mı olur la? bunda amerikalılar ben merkezci ve bencil olması öne çıkıyor.

ilişkide olduğunuz ya da tanıştığınız amerikalı kızın çocuğu/çocukları olabilir, bu amerika’da normal bi durum. alışmaya bakın. çocuklar da annelerinin başkalarıyla ilişkide olmasına pek aldırmıyor, bi nevi özel hayata saygı gösteriyorlar. kıssadan hisse: şayet çocuklu bir kadınla tanışırsanız çocuklarına karşı davranışlarınız onun için çok önemli.

amerika’da aile baskısı ve gelecek kaygısı olmadığı için fazla rahatlar, bazen davranışları bizim kültürümüze kıyasla saygısızlık gibi gelebilir ama onların yaşam tarzı bu, böyle kabul etmeli. uyum sağlamak için sizin de biraz rahat olmanız gerekiyor.

amerika gezisi, amerikalı kızlar

(amerikalı kızlardan biri. hepsi böyle olmuyor. :blush:)

amerika seyahati için ortalama kaç para gerekli?

yaşam tarzınıza ve kalış sürenize bağlı. amerika türkiye’ye uzak bi coğrafya, takdir edersiniz uçak bileti fiyatları da pek düşük değil. gidiş-dönüş bir uçak bileti bile en iyimser tahminle aşağı-yukarı 500-600$’dan başlıyor.

uçak biletinin dışında ikinci konu kalacak yer. couchsurfing özellikle küçük eyaletlerde işe yarar. yalnız kaldığınız evde kurallara riayet etmeniz iyi referans için önemli. (misal: su içtiğiniz bardağı yıkamak) “başkasının evinde kalamam” derseniz hosteller de mevcut. büyük şehirlerde günlük 10-15$’a oda veya yatak kiralayabiliyorsunuz. parası çok olan zaten hilton’a gider, onlar için bi önerim yok maalesef. :blush:

ben amerika’ya 2. gidişimde uçak biletleri hariç 1000$ götürmüştüm. 5-6 eyalette 2 hafta boyunca sorunsuz gezdim-eğlendim. yalnız ben hiç alışveriş yapmadım, gidenler genelde iphone-tablet falan almaya gidiyor. o yüzden alışveriş amacıyla gidenler kalış süreleri uzunsa daha fazla parayla gitsinler.

kredi kartı ve banka kartları(visa, mastercard ve maestro) her yerde geçiyor. atm’den para çekmenin 3$ gibi bir komisyonu var, tavsiye etmiyorum.

amerika’da gezilecek görülecek yerler neresi?

amerika’da görülecek çok şey var ancak daha önce söylediğim gibi büyük bir coğrafya. o yüzden bu sorunun cevabı amerika’nın neresine gideceğinize göre değişir. ben yine de sizler için ufak bir öneri listesi hazırladım.

doğu sahiline(new york, philadelphia, washington, maryland, baltimore) gidiyorsanız:

  • özgürlük anıtı
  • niagara şelaleleri
  • empire state binası
  • brooklyn köprüsü
  • times meydanı
  • new york modern sanatlar müzesi
  • baltimore’da bulunan ulusal akvaryum
  • çin mahalleleri (philadelphia ve new york’ta olanları tavsiye ederim)
  • philadelphia sanat müzesi (önünde rocky’nin meşhur heykeli var)

 

batı sahiline(kaliforniya, seattle, los angeles, san diego tarafı) gidiyorsanız:

  • san diego hayvanat bahçesi (dünyanın en büyük hayvanat bahçesi – ben gitmedim, hayvanat bahçelerine karşıyım.)
  • meşhur hollywood yazısı
  • silikon vadisi
  • disneyland
  • alcatraz
  • santa barbara (sahilleriyle meşhur)

 

bunlar benim gördüğüm ve tavsiye ettiğim yerler. bunun dışında mount rushmore ve golden gate bridge kesinlikle görülmesi gereken yerler(miş.) benim param ve zamanım yetmedi.

ne yer, ne içer bu amerikalılar? amerikan yemek kültürü bize uygun mu?

amerikalıların yemek kültürü(ki böyle bi kültür varmı emin değilim) bizimkiyle kıyas kabul edilemeyecek kadar zayıf. tahmin edebildiğiniz gibi amerikalılar fast-food ağırlıklı besleniyor. sabah sabah patates kızartması ve kızarmış ekmek yiyen insanları bile görebilirsiniz. çoğu kahvaltı etmiyor. kahve, çay ve bisküviyle geçiştiriyorlar. edenler ise tost, bagel yemeyi kahvaltı sayıyor.

yukarıda belirtmiştim, amerika’da her ülkeden restaurantlar var, türk yemeklerini çok aramayacaksınız. özellikle çin lokantaları fast-foodlarla yarışır hale gelmiş.

bu arada ufak bir not düşeyim: büyük şehirleri saymazsak çoğu restaurantta alkol ve içki satışı yapılmıyor. bazı restaurantlar içki satışı yapmamasına rağmen “bring your own booze”(kendi içkini kendin getir) hizmetini öneriyor.

amerika gezisi, maryland, annapolis

(amerika’nın maryland eyaletine bağlı annapolis şehri)

son söz…

amerika her ne kadar bize yabancı bir kültür olsa da benim nazarımda kesinlikle gezilip görülmesi gereken bi ülke. haddim olmadan burada bi tavsiyede bulunmak istiyorum: tayland, ukrayna ya da rusya’ya gideceğinize biraz daha para biriktirip amerika’ya gidin derim. sonuçta amerika birleşik devletleri hem mesafe, hem masraf bakımından ortalama gelirle geçinen insanlar için her zaman gidilebilecek bi yer değil.

keyifli seyahatlerle dolu günler dilerim.




bu yazıyı paylaş